7 kişi kendisini tutuyor, 126 arkadaşı var.
Sevgi Sevilenle Gider. Hala yazmadın.Belki de yazmıyacaksın. Ama o gün bende hiç bitmiyecek sandığım sevgiyi gözlerinle götürdün. Belki kalbin birkaç saat çarptı."Bana yaz,mutlaka.."cümlesini duyamadın. Kalbinin atışları trenin gürültüsüne karıştı. Kimsin güzel esmer? Hakkın var mı birkaç dakika içinde o kadar sevgiyi alıp götürmeye? Nereye? Nereye be gülüm? Niçin öyle bakıyorsun? Niçin gözlerinle tutup, dayanılmaz bir istekle beni sende tutsak ediyorsun? Tren kalkacak... Dünya o kadar kısa mı ki on dakika... Gözlerin ne kadar çok şey söylüyor. O hengameli kalabalıkta anladığım tek şey: Aşk bu diyor, tattın, Allahısmarladık... Gitme... Boyun büküyorsun, Trenin sevgili ayırdığını sadece filmlerde görmüştüm. Gerçekmiş... Sevgi sevilenle gider ve gitti... Bilmiyorum kim? Nereli, Batmanlı mı, Adanalı mı?? Tren mutlaka duracak ama istasyon garındaki o bakış asla unutulmayacak... Dünya tek derler, oysa her seven bir dünya kurarmış...
alıntı... günaydın :)
Aşk da, Sevgi de, HAYAT da çok garip
reism güzel teşekkürler sanada günaydın
canımcım iyi akşamlar :)
günaydın canım :)
Yitirilen!!! Ola ki yürürüm bir başka aşka ya da yürürüm mavi olmayan bir gülüşe unutma ki tek aşk olduğum sensin âşık olduğum değil.
Karanlıkla süzülüyor içime yıkım dur diyorum yıkılıyorum uçurumları başucuma koyuyorum sonra okşuyorum saçlarını rüzgarda sıcak ılık bir koku siniyor yüreğime gitme diyorum gitme düşüyorum sonra beni soruyorlar bana tanımıyorum diyorum daha hiç karşılaşmadık aynı çizgide bilge susu mu dinliyorlar ben sustukça yazık bir çığlığın doğuşu gibi ölüyorlar önce bir bir sonra hepsi sonra mı bir ben kalıyorum bir de yalnızlık uçurumlar yıkımlar ben ve yalnızlık.
Zorlu bir savaşın unutulmuş cesetleri gibi yatıyoruz yan yana öpüşüyoruz sevişiyoruz da hatta her şey oyunun yasaklarına uygun bir yasak oluyor sonra tek umudumuzu göğe gelin ediyoruz telli kanlı düğün işte.
Üşüyor saçlar biliyorum dargın mısın bu baharda mayısa bıraktığım gibi misin hala vurulmuş çocuk gibi büyümemiş yüreğinde hüzün hala kaçıyor musun gözlerini bırakarak birilerinde hala ellerinden tutup sevgileri dipsiz kuyuya salıyor musun ağlayarak küçücük bir dokunuşla son sevilen olabiliyor musun kendin kadar aklımdasın. Hala öyle savruk bir gök hala öyle yerini yurdunu bulamamış bir mavi ve aşkını şaşırmış bir tanrı. Çoğalan sızısıyla mutlu bir yara.
Öyle misin mavi gözlü sarı saçlı yoldaşım öyle bıraktığım gibi misin gerçeği yakmada hala usta mısın yoksa çırak mı yanarken yalanda saçlarıma dolanan aydınlığımsın somutlaştıramadığım tek imgemsin şiirede anlattıkça eksilen tek anlam anlattıkça eksilen tek anlam. Hala bıraktığım gibi misin. Yoksa beni bıraktığın gibi mi kaç mevsimsiz kar düştü toprağıma. Kaç mevsimsiz kar düştü benim toprağıma. Hala bıraktığım gibi misin.
umut altınçağ
unutulduk kaptan :)
günaydın canım
dümen kırma remix :)
dümeni kırmak için yarın ispanya'da valensiya'da olacağım. =)
o beyaz tavsanlar ayaga gıymek ıcın degıl!! kovalamak ıcın!!
0 yorum var - 12 Ağustos 2008 08:18 yazılmış
0 yorum var - 08 Ağustos 2008 18:14 yazılmış
0 yorum var - 06 Ağustos 2008 15:08 yazılmış
3 yorum var - 05 Ağustos 2008 12:13 yazılmış
2 yorum var - 02 Ağustos 2008 17:02 yazılmış
0 yorum var - 31 Temmuz 2008 08:18 yazılmış
0 yorum var - 28 Temmuz 2008 09:48 yazılmış
3 yorum var - 24 Temmuz 2008 11:19 yazılmış
1 yorum var - 23 Temmuz 2008 14:07 yazılmış
2 yorum var - 09 Temmuz 2008 16:48 yazılmış
O TOPRAKTA LAİKLİK YOKTUR !!!
Haydaaa! Hani düşünce özgürlüğü vardı? Nedir düşünce özgürlüğü? “Baba Hindiler” gibi düşünmek midir, düşündüğünü söylemek midir, bir başka deyimle “ifade özgürlüğü” denmez mi buna? Cuma günkü yazımızda, Anayasa Mahkemesi’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline gelen AKP’yi “ciddi bir biçimde uyardığını” yazdık, lakin, bu partinin bu uyarıyı dinleyeceğinden emin olmadığımızı da belirttik.
- * *
KIZMIŞLAR! Kimler? Yarası olan gocunur; 10 Anayasa Mahkemesi üyesinden altısı bu parti kapatılsın diyor, dördü “Kapatmak ağır olur, para cezası keselim!” diyor. AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğundan 10’unun da kuşkusu yok da, cezada ittifak yok!
- * *
YA bundan sonrası... Bize kızanlar, Tayyip Erdoğan’ın karardan hemen sonra yaptığı konuşmayı gözümüze sokuyorlar. “Laikliği ve cumhuriyetin ana ilkelerini savunacağız!” Sanki ilk defa söylüyor... “Tutturmuşlar, laiklik elden gidiyor, diye... Gider tabii, millet istemeyince gider” diyen sanki bir başkası, ya da laiklik karşıtı eylemlerin simgesi haline gelen “türban” için “Velev ki siyasi simge olsa ne çıkar!” diyen de bir başkası....
- * *
HER bitkinin yeşerdiği, boy attığı bir toprak vardır. Ta Milli Nizam’dan bu yana, Milli Selamet’i, Refah’ı, Fazilet’i ve bunların devamı olan AKP’yi yetiştiren toprakta “laiklik” yoktur. Eğer o toprakta, bir tutam, bir avuç laiklik olsaydı, Refah da, Fazilet de, AKP de aynı delillerle yargılanmazdı. Eğer, onların yetiştiği toprağa, miktar-ı kâfi laiklik toprağı atarsanız ne olur? O bitki yetişmez, kurur, kavrulur.
- * *
GEÇENLERDE yazdık, hem Refah’ı, hem Fazilet’i Anayasa Mahkemesi’nde savunan, Saadet Partili eski milletvekili Şeref Malkoç ne diyordu: “Halkın laiklik anlayışı ile Anayasa Mahkemesi üyelerinin laiklik anlayışı farklı.” Mesele bu! Onun “halk” dediği kendi tabanı...
- * *
BUNDAN sonra ne olur? İşte ciddi bir tahmin: “Muhalefet, AK Parti’ye, laiklik karşıtlığı mahkemeden tescilli muamelesi yapacaktır. Üstelik, artık partinin tepesine, Demokles’in kılıcı asılmıştır. Diyelim ki AK Parti programında söz verdiği gibi İmam Hatip mezunlarının üniversiteye gitmesini zorlaştıran katsayı adaletsizliğini gidermeye çalıştı ya da başörtülü kızların üniversitede okuyabilmesi için harekete geçti. Hemen, Anayasa Mahkemesi’nin kararına atıfta bulunanlar çıkacaktır.“ (x) “ESKİ hamam, eski tas!” diye bir deyim vardır, bilir misiniz? Hamam da eski hamamdır, tas da eski tastır, tellaklar da üç aşağı beş yukarı aynı kaynaktan... Ya müşteriler? Onlar da çok zor değişir!
- * *
HEPSİ bir yana “Anayasa Mahkemesi haklıdır” diyeni gördünüz mü? Haklıdır deseler, “Laiklik karşıtlarının odağı haline geldiklerini” kabul edecekler. ——————— (x) Nazlı Ilıcak, Sabah, 01.08.2008
merhabaa..
çok guzel fotograflar var yav profilinde
teşekkür ederim efendim iltifatınız
Babalarının günahı...
Televizyonu açtık, bir kadın, bir erkek; kadın gazeteci ve televizyonda söyleşi yapan Balçiçek Pamir, erkeği ise tanımıyoruz. Lakin anlatılanlar bize yabancı değil, nedense televizyonlar konuşanın kim olduğunu yazmazlar, ya da çok az yazarlar. “Ömer Gürcan” diye yazılınca, söylediklerini yan yana getirince anladık: “Süvari Binbaşı Fethi Gürcan’ın oğlu...”
- * *
KİM Fethi Gürcan? Tanıtmamız lazım... “27 Mayıs” askeri müdahalesinden sonra 1960’lı yılların başında iki darbe teşebbüsü oldu: “22 Şubat ve 20-21 Mayıs”. Her ikisinin de başında da Harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir vardı, darbede yardımcılarından biri de Süvari Binbaşı Fethi Gürcan... Başbakan İsmet Paşa “tarihi kişiliğiyle” güvence verdi; çünkü ellerinde silah, “Harbiyeli” sokaktaydı. Kan dökülmezse, darbenin başındakiler emekliye sevk edilecek, haklarında soruşturma açılmayacaktı. İsmet Paşa’nın “Harbiyeli” öğrenciler için koyduğu teşhis de şuydu: “Aldatılmışlar!” Harbiyeliler ertesi gün Atatürk anıtına çelenk koydular: “Harbiyeli aldanmaz!”
- * *
HER gün bir dedikodu çıkıyordu; emekli olan Talat Aydemir ve arkadaşlarının bir şeyler yapacakları belliydi. Yaptılar da... “Harbiyeliler” ayaklanıp sokağa çıktılar, başlarında eski komutanları Talat Aydemir vardı; lakin artık İsmet Paşa da garanti veremezdi. “Harbiyeliler” okuldan çıkarıldılar, Talat Aydemir ve arkadaşları sıkıyönetim mahkemesinde yargılandılar, sonunda Talat Aydemir ile Fethi Gürcan idam edildiler.
*** İŞTE, televizyondaki Ömer Gürcan, idam edilen Fethi Gürcan’ın o tarihte 15 yaşındaki oğluydu.
- * *
SONRAAAAA... Ömer Gürcan, ortaokulu bitirince Kuleli Askeri Lisesine girmek ister, almazlar, ama onun gönlünde, babasının üniforması vardır. Liseyi bitirir, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ni kazanır, Milli Savunma Bakanlığı hesabına okumak için başvurur, önce ses çıkmaz, bir süre sonra kabul edilmediği bildirilir. Bu sırada telefon çaldı, sonrasını kaçırdık. Adam idam edilen Fethi Gürcan’ın oğlu olduğu için Milli Savunma Bakanlığı hesabına okuması istenmiyordu...
- * *
HEMEN aklımıza emekli büyükelçi Zeki Kuneralp geldi. Onun da babası gazeteci Ali Kemal’di. Milli Mücadele karşıtı yazılarından dolayı yargılanmak üzere berberden kaçırılmış, İzmit’e götürülmüş, Nurettin Paşa denilen bir kumandanın dirayetsizliği ve belki de teşvikiyle linç ettirilmişti. Atatürk’ün ve İnönü’nün bunu asla kabul etmedikleri anlatılır.
- * *
ZEKİ Kuneralp, 1941 yılında üniversiteyi yurtdışında bitirdikten sonra, aynı yıl Dışişleri Bakanlığı meslek memuru sınavına girdi, kazandı. Lakin, “Hariciye”nin kazanı kaynıyordu: “Bir vatan haininin oğlunu Dışişleri Bakanlığı’na kabul etmek ne kadar doğru idi?” Kimse ne yapacağını bilemediği için konuyu Cumhurbaşkanı İnönü’ye arz ettiler, İsmet Paşa’nın tepkisi tam kendisine layıktı: “Bunda ne var, anlamıyorum, niçin girmesin?”
- * *
HAYIR, hikâye bu kadar değil, devamı var, Zeki Kuneralp anlatır: “Seneler geçti, 1963 yılının kasım ayında Ankara’da idim. Bern Büyükelçiliği’nden, Londra Büyükelçiliği’ne nakledildim. Usul gereğince, o tarihte Başbakan olan İnönü’nün huzuruna çıktım, mülakatın sonunda özel maruzatta bulunacağımı söyleyerek, ‘Paşam size bir şükran borcum vardır, bugüne kadar ödeyemedim, müsaadenizle şimdi yapayım’ dedim ve 23 sene evvel Hariciye’ye müracaat ettiğim vakit, hakkımda beliren tereddütleri ve bunların nasıl kalktığını anlatmaya başladım. İnönü sözümü kesti: - Biliyorum evladım, biliyorum, teşekkür ederim, dedi. Hayret ettim, olayı hatırlamasını beklemiyordum. Hem de teşekkür ediyordu. Şaşırdım, bir şey kekeleyip odadan çıktım.”
- * *
BAZEN yazarız ya! O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler, deriz ya! Bir daha dönmemecesine... Şimdi önümüze, geleceğe bakalım. Kim bilir kaç insanın siciline “Babasının adı Ergenekon’da geçer!” kaydı düşmüştür.
tuttum işlemi gizlidir. karşı tarafın haberi olmaz. tuttuğunuz kişileri bir arada görebilir, yaptıklarını takip edebilirsiniz.
|
|